Kendiler

  İnsanın içindeki, uzak kaldığı, ihtimal vermediği fakat bir yandan da varlığının sesini içinin derinlerinden duyduğu, duymazdan geldiği, onu inkar etmenin ağırlığını taşıdığı özüyle karşılaştığında, kabul ettiğinde, çığlık sustuğunda, duyacağı ilk his hafiflik olacaktır. Bir ormanda korunmasız dolaşırken uzaklardan duyduğumuz kurt uluması nasıl bir gerginlik salarsa ruhumuza, o kurdun ayaklarımızın dibine sokulup sakince soluması da aynı derecede güven ve ferahlık verir. İnsanın özüyle tanışıp, onu kabul etmesinin hafiflikten başka sonucu olamaz.17077715_1854070968201094_5137065732542038016_n

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Notlar

Şekerlik

Biz seninle buradayız. Mecbur değiliz. Yine de buradayız. Sen gereksiz beyazsın, benim aklım çok karışık. Kapısı var diye girmedik bu odaya. Her şey yerli yerinde, kitapların ip gibi. Ağzından çıkan kelimeleri bile toplamışsın. Derli toplu bakıyorsun yüzüme. Bakışlarını toplamışsın. Ama bak battaniyen rutubet kokuyor. Üzerinden uzanıp bir dergiyi alıyorum yerinden, başka bir rafa bırakıyorum. Sen görmeden değiştiriyorum bazı çiçeklerin yerini ve balık akvaryumdan dışarı atlıyor. Birlikte düzeni bozup neşe içinde bakışıyoruz. Bu odada iki kişiyiz. Sen karşımda oturuyorsun. Ben, balık ve battaniye ile eğlenmeye çalışıyorum. Varlığın yalnızlığıma batıyor. Mecbur değiliz.

Duvar Dergisi – Sayı:30

Yorum bırakın

Filed under Öyküler, Yayınlananlar

Yrd. Doç. Dr. Güçlü Ateşoğlu: HEGEL FELSEFESİNE GİRİŞ

Yorum bırakın

Filed under Söyleşiler

Kırlangıç Meselesi – Türker Ayyıldız

Yorum bırakın

Filed under Dinlemelik, Sesli öykü

Havva – Vus’at O. Bener

Yorum bırakın

Filed under Dinlemelik, Sesli öykü

söz.

Ayaklarımın altındaki mütevazı toprak
seni hissediyorum

Aleme en tepeden bakan köksüz ay
seni görüyorum

Dünyayı tavında tutan gökyüzü içimdesin
seni soluyorum

Renkler gibi eşit ve kimsesiz
Sayılar gibi sonsuz ve sabırlı

İlk büyüyen
İlk olan ve son bulan

Hayatın konağı nedensiz öz
Son verilen
İlk söz

Gökyüzü ve toprağı aklımın
konuş benimle
Seni duyuyorum

fullsizerender

Foto: İsmail Aslan

Yorum bırakın

Filed under Şiirler

Ölüm umudu.

111.JPG

Bir kuyuya düştüğünde o kuyunun tüm şartlarına maruz kalırsın. O şartlarla da ancak çıkış umuduyla baş edersin. Ölüm de bu hayat kuyusunun çıkışı. Elbet öleceğiz umuduyla çabalıyoruz. Ölmeyeceğimizi bilsek sanki bunca debelenmeyiz. Hırslı insanların çabasının saçmalığını ölümün kesinliğiyle ispatlıyoruz. “Ölmeyecek gibi çalışıyor” mesela, “ölüm yokmuş gibi biriktiriyor” diyoruz. Yani ölüm var diye böyleler belki, bu kuyudan çıkmak istiyorlar/istiyoruz. Ölüm umudu pompalıyor. Çalışmazsak ölemeyiz sanıyoruz içten içe. Ölüm olmasa, sonsuza kadar çabalayacağımızı bilsek yayacağız belki, sonuçta yüz bin yıllar kimse çalışmaz.

Evet, kesin ölüm var diye çalışıyoruz. Ay yoksa niye çalışalım. Ölüm tünelin ucundaki ışık, kuyunun üzerindeki gökyüzü. Ölüm son değil, iyi bir ihtimal. Doğmadan buna ikna edilmiş olmalıyız. Bu ihtimale inanmış olmalıyız.

Yorum bırakın

Filed under Küçük notlar