Şekerlik

Biz seninle buradayız. Mecbur değiliz. Yine de buradayız. Sen gereksiz beyazsın, benim aklım çok karışık. Kapısı var diye girmedik bu odaya. Her şey yerli yerinde, kitapların ip gibi. Ağzından çıkan kelimeleri bile toplamışsın. Derli toplu bakıyorsun yüzüme. Bakışlarını toplamışsın. Ama bak battaniyen rutubet kokuyor. Üzerinden uzanıp bir dergiyi alıyorum yerinden, başka bir rafa bırakıyorum. Sen görmeden değiştiriyorum bazı çiçeklerin yerini ve balık akvaryumdan dışarı atlıyor. Birlikte düzeni bozup neşe içinde bakışıyoruz. Bu odada iki kişiyiz. Sen karşımda oturuyorsun. Ben, balık ve battaniye ile eğlenmeye çalışıyorum. Varlığın yalnızlığıma batıyor. Mecbur değiliz.

Duvar Dergisi – Sayı:30

Yorum bırakın

Filed under Öyküler, Yayınlananlar

Yrd. Doç. Dr. Güçlü Ateşoğlu: HEGEL FELSEFESİNE GİRİŞ

Yorum bırakın

Filed under Söyleşiler

Kırlangıç Meselesi – Türker Ayyıldız

Yorum bırakın

Filed under Dinlemelik, Sesli öykü

Havva – Vus’at O. Bener

Yorum bırakın

Filed under Dinlemelik, Sesli öykü

söz.

Ayaklarımın altındaki mütevazı toprak
seni hissediyorum

Aleme en tepeden bakan köksüz ay
seni görüyorum

Dünyayı tavında tutan gökyüzü içimdesin
seni soluyorum

Renkler gibi eşit ve kimsesiz
Sayılar gibi sonsuz ve sabırlı

İlk büyüyen
İlk olan ve son bulan

Hayatın konağı nedensiz öz
Son verilen
İlk söz

Gökyüzü ve toprağı aklımın
konuş benimle
Seni duyuyorum

fullsizerender

Foto: İsmail Aslan

1 Yorum

Filed under Şiirler

Ölüm umudu.

111.JPG

Bir kuyuya düştüğünde o kuyunun tüm şartlarına maruz kalırsın. O şartlarla da ancak çıkış umuduyla baş edersin. Ölüm de bu hayat kuyusunun çıkışı. Elbet öleceğiz umuduyla çabalıyoruz. Ölmeyeceğimizi bilsek sanki bunca debelenmeyiz. Hırslı insanların çabasının saçmalığını ölümün kesinliğiyle ispatlıyoruz. “Ölmeyecek gibi çalışıyor” mesela, “ölüm yokmuş gibi biriktiriyor” diyoruz. Yani ölüm var diye böyleler belki, bu kuyudan çıkmak istiyorlar/istiyoruz. Ölüm umudu pompalıyor. Çalışmazsak ölemeyiz sanıyoruz içten içe. Ölüm olmasa, sonsuza kadar çabalayacağımızı bilsek yayacağız belki, sonuçta yüz bin yıllar kimse çalışmaz.

Evet, kesin ölüm var diye çalışıyoruz. Ay yoksa niye çalışalım. Ölüm tünelin ucundaki ışık, kuyunun üzerindeki gökyüzü. Ölüm son değil, iyi bir ihtimal. Doğmadan buna ikna edilmiş olmalıyız. Bu ihtimale inanmış olmalıyız.

Yorum bırakın

Filed under Küçük notlar

Herbirihiç.

img_0610

Hafif bir esintiyle binlerce yaprak aynı anda kıpırdandı. İnsanların kulakları bu sesi rüzgarınkine karıştırdı. Üstünde durulmadı ve hakkında konuşulmadı.

-Solgun görünüyorsun. Biraz.

-Soğuktandır.

-Soğuktandır.

-Üç bahar oldu yan yanayız.

-Tam yanımda olmadın hiç.

-Güdük kaldım.

-Boyunu aştı bu iş, içinden taştı. Sana kalmadı.

-Senden başka kimsem yok benim.

-Ben var mıyım?

-Çok seviyorum seni. Hep.

-Ben de. Hep.

Kızmıyorum. Neye kızacağım. Kızsam ne olacak. Kendi canıma yerleşemedim ben, sana yerleştim. Şimdi nereye gideceğimi bilmiyorum, nasıl gideceğimi.

-İçim almıyor. Hem yakın hem uzak, hep hiç sen ben biz.

-Aklımı aklına koyup dua ediyorum, ikimizin evreninin tanrısına, bize. Sen hadi iyi ol, ben hadi iyi geleyim, sevgilim rahatlasın, güzelim hadi. Dua eden biz, duanın muhatabı biz, dua biz. Rahatladığını, renginin parladığını düşünüyorum. Eskiden olurdu, olsun istiyorum, sana iyi geleyim.

Her şey ne kadar tuhaf. Hayat sanki yaşanan bir şey değil, en baştan yanlış anlamışız gibi.  O yüzden ölüyoruz. Dağılıp başka varlıkların parçası oluyoruz. Havanın, toprağın, insanın, böceğin. Her zerremiz başka yerde, bin koldan baştan başlıyor. Dere oluyoruz, bulut oluyoruz, kuş ve rüzgâr. Sen bana bir masal anlatıyorsun ağaçevimizde geçen birbirimizi rahatça hissettiğimiz sesini duyduğumuz nefesini soluduğumuz bir masal anlatıyorsun üşümediğimiz solmadığımız yıldızlara isim falan takılmamış mesela insan bulaşmamış bir cennet o elma gerçekten lanetliymiş ademler ve havvalar yiyip durmuşlar kuşların adı yok çiçekler vazoda değil yaslan sevgilim diyorsun merak etme burada adımız yok hiçbir şeyin hiçbir şeyi değiliz.

-Bırakacak mısın beni?

-Başka şansım yok. Uzaklığımız elini içime sokup kalbimi avucuna aldı, sıktı. Baktı, yaşayabiliyor muyum. Biraz daha sıktı. Yaşıyorum. Biraz daha. Nefesim tekleyince orada durdu.  Daha gülüşünü görmedim.

-Sana gülümsemek istiyorum. Yanında, annesi eve kadar gitmiş misafirlikteki yalnız çocuk gibi eğreti kalmak istemiyorum. Annem sen ol istiyorum.

Koskoca su kütlesi, şu koca nehir akıyor. Milyarlarca molekül toprağa süzülüyor, milyarlarca molekül birbirine sürtünüyor, şu koskoca nehir. Duyamıyoruz. Toprak suyu emiyor, her değdiği yerden bütün evrende, su köklere yürüyor ağaçlara tırmanıyor. Milyonlarca ağaca aynı anda tonlarca. Yaprakların damarlarına doluyor. Doyuyor yapraklar, kıpırdanıyor. Milyonlarca yaprak aynı anda kopuyor dalından. Toprağa düşüyor. Duyamıyoruz. İncecik bir dala tutunmuşuz, birimiz soluyoruz, diğerimize dert oluyor. Lanet olası dünya dönüyor, evren esniyor. Biz hiçbir şey duyamıyoruz. Hayatın çiğ ışığında gölgesine sığındığım bin yıllık koca bir ağaç gibisin. Ayyukta parlayan ne varsa gölgende netleşiyor, görünür oluyor. Işıkta göremediğimi, senin ayarlı gölgende görüyorum. Gözlerimi kısmak zorunda kalmıyorum, başımın ağrısı geçiyor, terlemiyorum. Dünya dönmeye devam ediyor da sanki biz hafif havalanıp bu dönüşün etkilerinden azade kalıyoruz. Evi insana nasıl fazla gelmezse, sen de bana fazla gelmiyorsun. Varlığındaki rahatlığım öyle bir şey.

-Seninle suyumu paylaşırdım, öyle bir hakkım olsa.

-Bensiz yaşayacaksın. Köküne gelen suyu içine alıyorsun.

-İçimden hala fışkıran aşkıma, ruhuma ihanet ediyorum. Bilinçli seçtiğim bir şey değildi bu.

-Bilinç nedir, ihanet kime. İnsan gibi konuşma. Ben gidiyorum sen kalıyorsun. Bu depremin yaralarını sarmam gerek. Yıkıntılardan canlı yerlerimi çıkarmalıyım. Bir felaket düşün ki tüm ölüler yakının. Tüm ölenler parçan. Evsiz barksız kalanlara ev, yakınları ölenlere teselli vermeliyim. Gücüm yok.

-Dalımıza tutunacak gücün yok.

-Yok.

-Hafif bir esintiyle binlerce yaprak aynı anda dalından düşecek.

-İnsanların kulakları bu gürültüyü duymayacak.

-Onlar müzik dinliyorlar.

-Tutunamayanları kitaplardan okuyorlar.

Bir yaprak düştü. İnsanların kulakları bu sesi duymadı. Üstünde durulmadı ve hakkında konuşulmadı.

Yorum bırakın

Filed under Öyküler